Son aylarda gündemimizi sarsan Papara Elektronik Para A.Ş. soruşturması, yasa dışı bahis ağıyla finans ve yaşamın birbirine nasıl sızdığını gözler önüne serdi. Ancak dikkat edilmesi gereken bir başka boyut var: İtirafçının ifşa ettiği yaklaşık “100 yakın isim” arasında yalnızca teknoloji yatırımcısı ya da ödeme sistemi yöneticisi değil, güzellik salonu sahipleri, kadın site yöneticileri ve finansın “arka sahnesinde” duran kadınlar da yer alıyor. 

Bu tablo bize iki şeyi hatırlatıyor: Birincisi, finansal teknoloji araçlarının büyüme hızı karşısında regülasyon ve denetim mekanizmalarının geride kaldığı; ikincisi ise “sıradan görünür” işlerin ya da “kadın yönetimi” kisvesi altındaki yapıların ne kadar kolay finansal sistemler için arka kapı olabildiği.

Kadın Girişimci mi, Finans Aracı mı?

Bir güzellik salonu sahibi ya da kadın site yöneticisinin adının bu soruşturma bağlantılarında geçmesi şunu anlatıyor: Finansal teknolojiler süreklilik kazandıkça, yalnızca kod ve altyapı üzerinden değil; sosyal ağlar, “görünür iş kadınları” ve çevre etkileşimi yoluyla da yasa dışı şemalara katılım makinesine dönüşüyor. Güzellik salonundan çıkacak bir ızgara fatura ya da site yöneticisinin kontrol ettiği reklâm gelirleri, bir ödeme sistemi üzerinden akınca “normal iş”ten “kara trafiğe” dönüşebiliyor.

Kadın isimlerin listede yer alması, finans dünyasındaki "maske" sorununu pekiştiriyor: Bir girişimci imajıyla başlayan kişi ya da şirket, sistematik finansal hareketlerin aracısı olabiliyor. Bu da denetim camiasına açık çağrı: Denetim yalnızca geleneksel finansal kurumlara değil, “yaşayan işletme” kisvesi altındaki her hesaba uzanmalıdır.

Sistemsel Boşluk ve Toplumsal İhmâl

Soruşturmadan öğreniyoruz ki Papara üzerinden 26 bin hesap yasadışı bahis için kullanılmış. Bu kadar yoğun bir hareketlilik “tekil hatalı kullanıcı” meselesiyle açıklanamaz; burada sistematik bir açık var. Peki kadın site sahiplerinin, güzellik salonlarının da adı geçince ne oluyor? Bu, toplumsal cinsiyet perspektifiyle bakıldığında iki yönlü bir sorun yaratıyor:

  • Kadın girişimci hikâyeleri çoğu zaman “güçlenme” sembolü olarak alkışlanırken, aynı kadın isimlerinin finansal suç şebekelerinde aracılık yaptığı iddialarının ortaya çıkması, girişimcilik ve finans etiği arasındaki bağın ne kadar zayıf olduğunu gösteriyor.

  • Toplum olarak finansal suçların arkasında sadece “erkek mafyası” ya da “kod kıran hacker” imajını benimsememiz, gerçekte çok daha yaygın ve yaygın aktörlü bir yapı olduğuna dair farkındalığımızı gölgeliyor.

Neler Yapılmalı?

Bu krizden çıkış için adımlar belli:

  1. Finansal teknoloji şirketleri ve ödeme sistemleri, kadın liderliğindeki girişimciler hatta güzellik-salon sektörü gibi “görünüşte saf” sektörler dahil olmak üzere kapsamlı risk değerlendirmesine tabi tutulmalı.

  2. Denetim mekanizmaları, devasa sermaye akımlarını izlerken “görünür iş” kisvesi altındaki mikro sermaye girişimlerini de hafife almamalı. Bir kadın güzellik salonu hesabından çıkan binlerce işlem “madem küçük işletme” filtrelerinde kalmamalı.

  3. Toplumsal algı değişmeli: Girişimcilik yalnızca büyüme ya da görünürlük meselesi değil; finansal etik ve şeffaflıkla birlikte gitmeli. “Kadın girişimci” etiketi tek başına yeterli değil, risk yönetimi ve finansal gözetimle desteklenmeli.

 

Papara soruşturması, sadece bir ödeme şirketi üzerinden yürütülen bir yasa dışı bahis ağı değil; aynı zamanda finansal sistemlerin görünmez bağlantılarını, toplumun “girişimcilik” fikriyle ilişkisini ve denetim eksiklerini de ortaya çıkarıyor. Ve belki de en çarpıcısı: Bu sistemin içinde sadece erkekler değil, kadın girişimciler de yer alabiliyor. Güzellik salonundan finans şebekesine doğru uzanan bu yol, bizlere şu soruyu sormaktan başka seçenek bırakmıyor: “Girişimcilik” demek, otomatik olarak “etik girişimcilik” demek değildir. Ve etik denetim ile toplumsal bilincin güçlenmesi olmadığı sürece, finansal suç çarkları her zaman “görünmez yüzlerle” dönmeye devam edecek.